Tip 1 Diyabeti Tetikleyen Sebepler 1 – Geçirgen Bağırsak Sendromu

Otoimmüniteyi ve Tip 1 Diyabeti tetikleyen sebeplerden bahsedeceğimi söylemiştim. Tip 1 diyabetin sebepleri konvansiyonel tıp tarafından çözülmüş değil henüz. Ancak akla yatkın pek çok teori var. Kendi tecrübemizden de yola çıkarak bu sebeplere değinmeye çalışacağım.

Doğan bebeğin sağlığını en öncelikle anne babasının (özellikle de annesinin) sağlığı belirlediği için önce kendi geçmişime dönüp, ardından oğlumun doğumundan teşhisine kadarki süreci değerlendireceğim. (Mümkün olduğunca sağlıklı nesiller yetiştirmek amacıyla hamilelik öncesi ve esnasında izlenmesi gereken yaşam tarzından başka bir yazıda bahsetmek istiyorum.)

Bunca  zamandır yaptığım araştırmalardan çıkardığım sonuç: bazı insanların genetik olarak Tip 1 Diyabete daha yatkın olduğu (Kaynak); ancak tek başına bu yatkınlığın hastalığın ortaya çıkması için yeterli olmadığı, bir takım tetikleyici faktörler de oluşursa Tip 1 Diyabetin ortaya çıktığı yönünde.

Bu yazıda ilk ve en temel sebep olarak Geçirgen Bağırsak Sendromuna ve bizim bu açıdan geçmişimize değineceğim. Bu konu tek başına oldukça kapsamlı olduğu için diğer sebepleri ilerleyen yazılarımda paylaşacağım.

Geçirgen Bağırsak (“Leaky Gut”) Sendromu:

Diyetimizi anlattığım yazıda bağırsakların öneminden ve Geçirgen Bağırsak Sendromu’nu iyileştirmeye yönelik uyguladığımız GAPS diyetinden bahsetmiştim.

geçirgen bağırsak sendromu - otoimmünite - tedavisi

Geçirgen Bağırsak Sendromunu özetleyen resim. Bağırsak duvarındaki boşluklardan geçen toksin ve sindirilmemiş gıdalar kan ve lenf sistemine karışarak enflamasyon oluşturur.

Son yıllarda tıp alanında bence çığır açan en önemli buluş bağırsak yapısının ve bağırsağımızda yaşayan, bağırsak florasını oluşturan mikroorganizmaların (mikrobiyom da deniyor) genel sağlığımız ve bağışıklık sistemimiz üzerindeki büyük etkisi.

Bağırsak duvarının geçirgen ve florasının bozuk oluşu (“Disbiyoz”) otoimmün hastalıklardan alerjilere, sindirim sistemi hastalıklarından (IBS, Crohn vb) psikiyatrik hastalıklara (dikkat eksikliği ve hiperaktivite, otizm, depresyon vb.) kadar pek çok soruna davetiye çıkarıyor.

Yediğimiz gıdaları düzgün bir şekilde sindiremeyip, faydasını göremiyor, vitamin mineral eksiklikleri yaşıyoruz. Bağırsak duvarı geçirgen olduğunda bağırsağımızda biriken toksinler, sindirilmemiş gıda proteinleri kan dolaşımımıza karışıp vücudumuzda kronik enflamasyon yaratıp bağışıklık sistemini yoruyor, kafasını karıştırıyor ve neticede otoimmüniteyi tetikliyor.

Belirtileri:

Peki geçirgen bağırsak sendromunun bizde olup olmadığını nasıl anlayacağız? Şu belirtilere dikkat etmek lazım:

  • Otoimmün hastalıklar
  • Cilt problemleri (sivilce gibi)
  • Karın şişkinliği
  • Gaz
  • Kronik ishal/kabızlık
  • Gıda ve diğer alerjiler
  • Tiroid sorunları

Sebepleri:

Geçirgen bağırsak sendromununun oluşma sebepleri şöyle özetlenebilir:

  • Düşük lifli, bol şekerli, katkı maddeli işlenmiş ürünlerden zengin bir beslenme tarzı
  • Bağırsak florasının bozulmuş olması “Disbiyoz”
  • Bakteriyel enfeksiyonlar
  • Parazitler
  • Gıda alerjilerinin yarattığı enflamasyon
  • İlaçlar (Özellikle NSAID türü ilaçlar (aspirin, ibuprofen vb) ve proton pompası inhibitörleri)
  • Vitamin eksiklikleri
  • Gıdalardaki lektinler (en başta kendisi de bir tür lektin olan gluten)
  • Alkol
  • Bebeklerde anne sütü yerine hazır mamayla beslenme (anne sütünün olmadığı durumlarda ev yapımı mama seçeneği en iyisi, tarifini paylaşacağım)
  • Elektromanyetik radyasyon (çok çok önemli bir konu, yazı dizisi yayınlayacağım bununla ilgili)
  • Stres (hem fiziksel (aşırı egzersiz gibi) hem de psikolojik olanı)

Çaresi:

Sebepleri kısmında geçen her bir maddeyi ortadan kaldırdığınızda geçirgen bağırsağınızda büyük ölçüde iyileşme sağlanacaktır.

  • İşlenmiş gıdalardan uzak durup doğal ve besleyici bir diyet uygulamak
  • Vitamin ve mineral eksikliklerini gidermek
  • Lektin içeren besinlerden uzak durmak
  • Disbiyozu gidermek için probiyotik ve prebiyotik gıdalara ağırlık vermek
  • Vücuttaki enflamasyonu durdurmak (gıda alerjilerini takip edip alerjenleri diyetten çıkarmak)
  • Parazit ve enfeksiyonlarla mücadele etmek
  • Her türlü kimyasal ilaçtan uzak durmak (Bu ilaçlar çoğunlukla semptomları gidermeye (halı altına süpürmeye) çalışırken vücudun bambaşka yerlerini bozarlar)
  • Bebeklere anne sütü vermek için gayret göstermek; olamıyorsa da ev yapımı mama ile beslemek
  • Stresin her türlüsünden uzak durmaya çalışmak (hayat koşullarında çok zor ama çeşitli yöntemler var)
  • Maruz kalınan elektromanyetik radyasyonu minimuma indirmek (vücudun her türlü iyileşme mekanizmasını sekteye uğratan, bence çağımızın en büyük belası elektromanyetik radyasyon)

Bizdeki Durum:

Benim Geçirgen Bağırsak Hikâyem:

Her ne kadar normal doğumla dünyaya gelmiş olsam da sadece 40 gün kadar şifalı anne sütü alabilmişim. 40 günden sonra sulandırılmış inek sütü (en önemli alerjen gıdalardan) ve hazır mamaya geçmişim. Hazır mamaların içinde türlü katkı maddeleri, sentetik vitaminler, şeker, BPA ve Arsenik-Kurşun gibi ağır metal kalıntıları mevcut (Kaynak).ilaclar-antiboyitk-gecirgen bagirsak

Annemin anlattığına göre aşılarım tam olarak yapılmış ve bebeklikten beri çok miktarda antibiyotik verilmiş bana. Zaten sürekli hastalanan bir çocuktum. Çocukluğumda çok iştahsız olduğumu, sık sık kabızlık problemi yaşadığımı, sık sık hastalandığımı (genellikle boğaz enfeksiyonları) ve antibiyotik aldığımı hatırlıyorum. Dilimin harita gibi olduğunu da hatırlıyorum. Oğlumun teşhisinden sonra yaptığım okumalarda bunun da son derece bozuk bir bağırsak florasına işaret ettiğini gördüm.

Gençliğimde kısa bir süre anoreksiya yaşadım. Ardından cilt sorunları ve alerji baş gösterdi. Uzun yıllar her baharda çok ağır saman nezlesi yaşadım. Mayıs ayından Temmuz’a kadar hapşırmaktan bitap düşerdim, tükettiğim kağıt mendillerin haddi hesabı olmazdı. Sokak kedileriyle yıllar boyu çok haşır neşir olmamdan dolayı kedi alerjisi de çıkmıştı.

keratosis pilaris- otoimmünite - geçirgen bağırsak

Üst kolda keratosis pilaris

İlk hamileliğimde egzama çıktı. Yine gençliğimden beri seboreik dermatit ve kollarımın üstündeki “keratosis pilaris” peşimi bırakmadı.

Saman nezlesi bağışıklık sisteminin aşırı bir tepkisi, harita dil ve keratosis pilaris bozuk bağırsak florası işareti, egzama ve seboreik dermatit ise otoimmün hastalıklar. Çocukluktan beri bağırsak yapımı ve floramı bozan bunca sebepten sonra bu hastalıkların çıkması gayet normal tabii.

Bunların çoğunu oğlumun teşhisinden sonra hep beraber uyguladığımız GAPS diyeti sonrasında atlattım. Beni çok üzen kedi alerjim bile kalmadı =) Seboreik dermatit kış aylarında küçük bir bölgede devam ediyor sadece. Bağırsak yapısı güçlendirilince pek çok hastalığın aşılabileceğini ilk elden gördüm.

Elbette Tip 1 Diyabet çok daha kompleks bir hastalık. Ancak bağırsak sağlığını koruyan bir yaşam tarzı ile otoimmün saldırıyı olabildiğince dizginleyip pankreastaki beta hücrelerini mümkün olduğunca korumanın -bir nevi balayı dönemini uzatmanın-

  • hem bağışıklık sistemini güçlendirip Tip 1 diyabetle el ele giden diğer otoimmün hastalıkların (çölyak, hipotiroidizm vb) ortaya çıkmasına engel olacağını;
  • hem de ileride Tip 1 Diyabet için çıkabilecek tedavi yöntemlerinin uygulanabilmesinde avantaj sağlayacağını düşünüyorum.

Oğlumun Geçirgen Bağırsak Hikâyesi:

doğum kontrol hapları - otoimmünite - geçirgen bağırsak sendromu

Bir kadının kesinlikle uzak durması gereken doğum kontrol hapları

Evlendikten sonra 5 yıl boyunca maalesef doğum kontrol hapı kullandım. Sentetik hormon içeren doğum kontrol haplarının vücuttaki candida albicans gibi patojen bakterilerin çoğalmasına ortam sağladığı yani bağırsak florasını bozduğu, ayrıca vitamin-mineral yetersizliğine, depresyon ve ruh hâli bozukluklarına sebep olduğu biliniyor.

Hapı bırakıp oğluma hamile kaldığımda organik beslenme hakkında bir fikrim yoktu. Hamileliğim boyunca diyetime dikkat ettim desem yalan olur, ilk aylarda çok karbonhidrat tükettim. Ardından iki kere şeker yüklemesi testi yaptırdım (ilkinin sonucundan emin olamayan doktorum bir test daha istedi!). Bu test sonucunda “gestasyonel diyabet” (diğer adıyla gebelik şekeri) teşhisi kondu. Bunun ardından diyetime çok dikkat eder hâle geldim. Kan şekerimi düzenli ölçtüm ve günlük yürüyüşlere başladım. Tüm bu önlemler sayesinde hamaileliğim boyunca sadece 10kg aldım ve kan şekeri seviyelerim çok iyi gitti.

Buna rağmen hamileliğimin 38. haftasında doktorumun ultrason muayenesinde oğlumun ağırlığını 4.2kg olarak tahmin edip beni “daha fazla beklersek doğumda komplikasyon olabilir” diye korkutmasıyla, ortada hiç bir elle tutulur sebep yokken sezaryene razı geldim (Not: Oğlum 3.75kg doğdu!).

Elbette doğumun önemi, sezaryenin bebek mikrobiyomuna ve dolyısıyla sağlığına olumsuz etkileri (Kaynak) hakkındaki cehaletimin bu yanlış karardaki rolü çok büyük. Bu konudaki vicdan azabımı yabancıların kullandığı şu deyişle dindirmeye çalışıyorum: “When you know better, you do better.” (Daha iyi bildiğin zaman daha doğrusunu yaparsın).

Doğumdan 24 saat sonra oğlumun ağzından kahverengi bir kusmuk gelmesi sebebiyle hastanenin yoğun bakımına alındı ve bir gün orada kaldı. Bu süre boyunca ben izin verilen her saat aralığında emzirmeye gittiysem de oğluma serumla sürekli olarak dekstroz (“şeker”) verildiğini gördüm. Bu durumun, ameliyat ortamında aldığı patojenlerin beslenip çoğalmasına sebep olduğuna inanıyorum.

Şimdiki Bilgim O Zamanlar Olsaydı Yapmayacağım Şeyler:

Bebeklik ve çocukluk dönemime karışamam elbette ama aklım erdikten sonra, şu anda bağırsak sağlığı hakkında sahip olduğum bilgilere sahip olsaydım, şu konulardaki tavrımı değiştirirdim:

  • İşlenmiş, paketli, abur cubur ürünlerden uzak dururdum.
  • Şeker yerine doğal tatlıları (bal, pekmez, meyveler vb) tercih ederdim.
  • Baş ağrısında ağrı kesici almaz, grip/soğuk algınlığı vb hastalıklarda antibiyotik kullanmazdım.
  • Cilt hastalıkları ve alerjiler gibi diğer sağlık sorunlarında, reçete edilen ilaçları iyice araştırır, mümkünse kimyasal ilaçlara başvurmadan doğal yöntemlerle çözmeye çalışırdım.
  • Doğum kontrol hapını ağzıma bile değdirmezdim.
  • Organik/ilaçsız beslenmeye gayret gösterirdim.
  • Hamilelik öncesi ve süresince doğal ve diyetimiz yazımdaki piramide uygun beslenmeye çalışırdım.
  • Hamilelik boyunca bence alınması elzem olan besin desteklerini kullanırdım. (İlerleyen yazılarımda bunları paylaşacağım)
  • Şeker yüklemesi testini asla yaptırmaz ancak kendim glukometre ile kan şekerimi düzenli takip eder, karbonhidrattan düşük beslenirdim.
  • Hamilelik boyunca ultrasona sadece 1 ya da 2 kez çok kısa süreli olarak girer, oğluma hamileliğimdeki gibi “ay hareket etmedi” deyip hop ultrasona koşmazdım.
  • İkili/üçlü/dörtlü test gibi artık çok gereksiz olduğunu, anne adayını boş yere strese sokup amniyosentez gibi gereksiz ve riskli müdahalelere sürüklediğini düşündüğüm testleri yaptırmazdım.
  • Doğum süreci hakkında daha çok okuyup öğrenir, tecrübeli ebelerden eğitim alırdım.
  • Doğumun kendiliğinden (bebek çıkmaya hazır olduğunda) başlamasını bekler, doğal ve müdahalesiz bir doğum için gayret gösterirdim.
  • Doğum için mutlaka anlaşabildiğim ve rahat hissettiğim bir doktor ve hastane seçerdim.
  • Çocuğuma güvenilir bulmadığım için aşıların hiç birini yaptırmaz, bağışıklığını doğal yollardan geliştirmeye özen gösterirdim. (Bu da ayrı bir yazı, daha doğrusu pek çok yazıların konusu =)
  • Emzirirken de beslenmeme çok dikkat eder, besin desteklerimi kullanmaya devam ederdim.
  • Çocuğumu her türlü ilaçtan uzak tutmaya çalışırdım. (ki teşhisten beridir böyle yapıyorum artık)

Tip 1 Diyabeti tetikleyen sebepleri yazmaya devam edeceğim. Bu uzun yazıyı okuma sabrını gösterdiğiniz için teşekkür ederim =)

Leave a Reply

%d blogcu bunu beğendi: