SSSD İle Sonuçlanan SSVD Girişimi Hikâyem

Başlık şifre gibi oldu. Hemen açıklayayım:

SSSD: Sezaryen Sonrası Sezaryen Doğum

SSVD: Sezaryen Sonrası Vajinal Doğum  (İngilizce VBAC “Vaginal Birth After C-Section)

İlk Hamilelik & Doğum – Yıl 2013

İlk hamileliğimde hem benim cehaletim, hem de doktorun yanlış yönlendirmeleri sebebiyle son derece planlı bir sezaryen ameliyatı olmuştum.

Hamileliğimin ilk aylarında karbonhidratlı gıdalara meyilim çok oldu. Hamur işi ve tatlıları maalesef sık tükettim. 20’li haftalarda iki kere şeker yükleme testine girdim. İlkinde kötü bir sonuç çıkması üzerine, bir ay kadar diyet ve egzersiz programı uyguladıktan sonra doktorumun isteği ile şeker yükleme testini tekrar yaptırdım. Sonuç yine iç açıcı değildi. Gebelik şekeri teşhisi ile bir endokrin uzmanına yönlendirildim. İnsülin kullanmadım ama diyetime çok dikkat ettim ve düzenli yürüyüş yapmaya gayret ettim. Kan şekeri ölçümlerim fena gitmiyordu ve 10-12kg civarı bir kilo alımım olmuştu gebeliğin sonuna kadar. Doktorum da kilo alımı konusunda son derece dikkatli ve titizdi. Biraz da onun tartısına çıkıp hesap verme korkusundan kilo alımımı iyi bir seviyede tutabildim.

37. hafta civarı doktorum ultrasonda bebeğin ağırlığını 4.2kg olarak ölçtüğünü söyledi. Gebelik şekeri sebebiyle normal doğum denenirse çeşitli komplikasyonlar olabileceğini (kolu takılabilir vs) söyleyerek sezaryene ikna etmeye çalıştı. Ben de o zamanlar dediğim gibi sağlıklı hamilelik ve doğal doğum konularında tam bir kara cahildim. Sezaryen fikrine kendimi iyice alıştırdım.

37. haftada azar azar suyumun geldiğini hissetmem sebebiyle yapılan muayene sonucunda su kesesinin sağlam olduğu söylendi. Bu arada hâlâ nedenini bilmediğim şekilde bir Oxytocin Challenge Test’e tabii tutuldum. Yani NST’ye bağlı hâldeyken verilen suni oksitosine karşı bebeğin tepkisi (dolayısıyla anne karnındaki sağlık durumu) ölçüldü. Bu testin sonucu da iyiydi.

38. haftada, bir kaç gün önce gelen nişan haricinde, henüz hiç bir doğum belirtisi (açılma, sancılar) yokken planlı sezaryen ile oğluma kavuştum. Ameliyat spinal anestezi ile gerçekleştirildi. Oğlum 3.75kg doğdu. Doktorun ultrasonda tespit ettiğinden 500gram daha küçük!

Doğumdan 24 saat sonra oğlumun ağzından kahverengi bir kusmuk gelmesi sebebiyle hastanenin yoğun bakımına alındı ve bir gün orada kaldı. Bu süre boyunca ben izin verilen her saat aralığında emzirmeye gittiysem de oğluma serumla sürekli olarak dekstroz (“şeker”) verildiğini gördüm. Daha sonradan çocuk doktorumuzun dediğine göre sezaryen doğumlarda bebeğin kan yutmasına bağlı olarak bu kahverengi kusmuk görülebilirmiş ve yoğun bakımlık bir durum değilmiş.

Bu ilk doğumum çok büyük bir pişmanlıktır hayatımda. Sezaryen doğumun bebeğin mikrobiyatasına ve dolayısıyla sağlığına olumsuz etkileri bilim dünyası tarafından bilinirken, ben neden bilmiyordum doğru olanın ne olduğunu? Üstelik kendimi de bilgili sanıyordum. Ne de olsa bir kaç gebelik sitesinden bir kaç makale okumuştum ve özel bir hastanede verilen eğitime katılmıştım! Ne hikmetse bu kaynakların hiç birinde doğal doğumun önemine dair bir bilgi çalınmadı gözüme ve kulağıma.

Oğlumun Tip 1 Diyabetinde sezaryen ameliyatı ile doğmasının etkisi olduğu inkâr edilemez bir gerçek. Bu hastalığı tetikleyen “mükemmel fırtına”nın en önemli elemanlarından biri bağırsak florası çünkü.

İşte bu yaşadığım pişmanlığı başka hamileler yaşamasın, çocuklarının sağlığı bozulmasın diye, anneliği düşünen ve hamile olan her kadının sağlıklı hamilelik ve doğal doğum konularında kendilerinin araştırıp öğrenmesi elzem.

İkinci Hamilelik & Doğum – Yıl 2016

İlk doğumumun üzerinden 2 yıl geçtiğinde tekrar hamile kalmıştım. Bir sene öncesinde oğlumun Tip 1 Diyabet ile teşhisi sonrasında, hayat şeklimiz, sağlığa bakışımız 180 derecelik bir dönüş yaptığından, bu sefer ilk hamileliğimde yaptığım her şeyin tersini yapmaya kararlıydım.

Hamilelik

Öncelikle beslenmeden başladım tabii. Hamile kalmadan önce, oğlumla beraber 1 senedir uyguladığımız GAPS diyeti sayesinde hem vücudumun toksinlerden bir nebze arındığını, hem de o zamana kadar farkında bile olmadığım besin eksikliklerini gidermiş olduğumu hissediyordum.

Annelerin vücutlarında ilk doğumlarına kadar biriktirdikleri tüm toksik yükü, ilk çocuklarına henüz anne karnında iken aktardıkları bir gerçek. İkinci çocuklar daha temiz bir ortamda gelişme şansı buluyor bu sayede. Ancak ikinci hamilelikte, annenin ilk doğum ve emzirme süreci sonunda yaşayabileceği besinsel eksiklikler ikinci bebeğin sağlıklı gelişimi için tehlike arz ediyor. Bu nedenle doğal, geleneksel beslenme ve yaşamı destekleyen Weston A. Price Vakfı (WAPF) gibi kuruluşlar iki çocuk arasında en az 3 yıl olmasını tavsiye ederek annenin bu besin eksikliklerini gidermesi için süre tanınması gerektiğini belirtiyor (Kaynak).

İkinci hamileliğime, toksik yükümü maalesef oğluma atmış, GAPS diyeti sayesinde ideal kiloya ulaşmış ve gerçek gıda ile beslenmeye doymuş şekilde başladığımı düşünüyorum. Hamileliğim boyunca doğal beslenme uzmanlarının tavsiye ettiği tüm besin desteklerini kullandım. Bu besin desteklerinden ayrı bir yazıda bahsedeceğim.

Diyet olarak yine WAPF’nin hamileler için tavsiyelerine uyarak protein ve sağlıklı yağlardan zengin, karbonhidrattan fakir bir beslenme uyguladım. Yumurta, etler, sakatatlar, sebzeler, kefir temel gıdalarım oldu. İlk hamileliğimde gebelik şekeri yaşadığım için, rafine şekerden tamamen uzak durdum. Meyveyi oldukça az tükettim. Tatlı krizlerini ise haftada bir kaç defa tahin-pekmez veya tereyağlı bal tüketerek gidermeye çalıştım. Hamileliğimin başından beri kan şekerimi kendim düzenli olarak takip ettim. Ne de olsa artık evde glukometre ve bol bol şeker ölçüm çubuğu bulunuyordu artık 🙁

Elektromanyetik radyasyonun fetüse zararlarını öğrendiğimden, ve o zamanki evimizde çok yüksek seviyelerde EMF ölçtüğümüzden, bütün hamileliğim boyunca radyasyon koruyucu fanilam üzerimden çıkmadı. WiFi kaynaklarından mümkün olduğunca uzak durdum.

Benzer şekilde, günümüzde sıkça yapılan ultrason muayenelerinin zararlarını öğrendiğim için sadece 3 kere ultrasona girdim. Oğlumda sanıyorum hemen her ay ultrasona girmiş, süresi yarım saate varan detaylı ultrason da yaptırmıştım. Teselliyi “when you know better, you do better” (daha iyi bildiğin zaman daha doğrusunu yaparsın) sözünde buluyorum. O zamanlar bilmiyordum, öyle yaptım. Şimdi en doğrusunu bilmek için tüm çabam.

SSVD

Oğlumun doğumundan aylar sonra Sezaryen Sonrası Vajinal Doğum (SSVD) seçeneğinden haberdar olmuştum. İkinci hamileliğimde tek dileğim bunu başarabilmekti. Bu amaçla SSVD ve evde doğum konularında uzman bir ebe hanımdan eğitim aldım. Meşhur doğal doğum ebesi Ina May Gaskin‘in “Doğuma Hazırlık Rehberi” adlı kitabını hamileliğim boyunca bir kaç defa istekle okudum. Doğal doğum isteyen annelere şiddetle tavsiye ederim bu kitabı. Çok yüreklendirici, motive edici bir içeriği var.

Doktor seçmeden önce, SSVD’den haberdar olmamı sağlayan ve faydalı dosyalarıyla yol gösteren Facebook’taki SSVD grubunun Ankara’da SSVD destekleyen doktorları içeren dosyasını inceledim. Bu listeden bir doktor seçerek, ilk defa 16. haftada doktora gittim ikinci hamileliğimde. Ultrasona girmeden önce doktora toplamda 1 dakikadan kısa süren ve prob’un aynı bölgede 3 saniyeden fazla durmayacağı bir ultrason muayenesi istediğimi söylediğimde doktor epey şaşırmıştı. Ama dediklerimi dikkate alarak son derece kısa bir muayene yaptı.

Ayrıntılı ultrasona girmedim, 2’li-3’lü-4’lü testleri yaptırmadım ve elbette şeker yükleme testini de. Şeker yüklemenin fetüse zararları olduğu biliniyor. Diğer testlerin de bebek ve benim için belirleyici bir sonucu olmayacağını bildiğim için hiç birini yaptırmadım. İlk hamileliğime kıyasla, bu kadar az kontrole girmiş olmama rağmen kafam çok çok daha rahattı, stres seviyem çok daha düşüktü.

Hamileliğin sürekli doktor kontrolünden olmayı gerektirecek bir hastalık olmadığını, doğal bir süreç olduğunu öğrenmiştim kötü bir tecrübe neticesinde de olsa. Tevekkülün hayatımdaki yeri daha büyüktü artık. Yaptığım araştırmalar sayesinde doğru bilgilere ulaştığımı düşünüyor ve bebek için elimden gelen en sağlıklı ortamı oluşturmaya çalışıyordum. Bunun dışında yapılması gereken başka herhangi bir şey, test, muayene yoktu bence. Düzgün kaynaklardan araştırıp okuyup öğrenmeye devam etmek haricinde! O çalışma hiç sonlanmadı bugüne kadar çok şükür.

29. haftada doktor değiştirmeye karar vermem sonucu, yeni doktor tarafından 2 dakika civarında bir ultrason muayenesi daha yapıldı. Bu muayenede bebeğin cinsiyetini, ben sormamış olsam da, kocamın ısrarıyla doktor söyledi.

Bu doktor da önceki gibi SSVD destekleyen doktorlar listesinden seçtiğim, artık doğuma da beraber girmek istediğim doktordu. Bu tarihte “Doğum Tercihlerim”i çoktan hazırlamış ve doktorumla görüşmüştüm. Yazdıklarım üzerinde fikir alışverişinde bulunmuş ve anlaşmıştık. İşte bu, ilk doğumumda da yapmış olmam gereken bir şeydi. Yapmış olsaydım, o zaman olduğu gibi her şeye hazırlıksız yakalanmazdım. Doğum planımı, hastanede bana yardımcı olacak ebeler ile de paylaştım ve üzerinde konuştuk, mutabakata vardık. Belki işine yarayan olabilir düşüncesiyle ya da merak edenler için doğum planımı şurada paylaşıyorum: Doğum Tercihlerim

38. haftanın başında yine 1 dakikalık bir ultrason muayenesine girdim.

Doğum

Doğum 38+5’te gece 01:00 civarında 15 dakikada bir gelen sancılarla başladı. Daha önce yaşamadığım bir his olduğu için önce ne olduğunu tam kestiremedim. Karnım ağrıyor galiba diye düşündüm. Ancak düzenli şekilde geldiğini farkedince doğum sürecinin başladığını anladım. O gece uyumaya çalıştım ama hem heyecandan hem de sancılardan pek başarılı olamadım. Keşke azıcık dinlenebilseydim çünkü ertesi gün çok yorulacaktım.

Sancılar gitgide daha sık gelmeye başladı. Sabah saat 10:00 civarı annemleri çağırdım. Sancıları kendim pilates topu üzerinde ya da çömelerek çok da zorlanmadan karşılayabiliyordum. Bu arada doğum yapacağım hastanede daha önce eğitim aldığım ebeyle de irtibattaydım. Henüz hastaneye geçmek istemediğimi söylediğimde o da uygun karşılamıştı. Aslında hamileliğimin başından beri gönlümden geçen ebeler yardımıyla evde doğum yapmaktı; ancak o koşulları maalesef sağlayamamıştık. Hastaneye gideceğim kesindi ama ne zaman?

Öğleden sonra 14:00 civarı mutfakta bir sancıyı karşılarken bir anda suyum boşaldı. O esnada sancılar artık 4 dakikada bir gelir olmuştu. Suyum gittikten sonra sancıları karşılamak daha zorlaşmaya başladı ve artık bir ebe desteğine ihtiyaç duyduğumu düşünüyordum. Oğlumu annemlere emanet edip kocamla beraber hastaneye doğru yola çıktık. Arabada gelen sancılar, rahatlıkla eğilip bükülemediğim için bana ecel terleri döktürttü 🙂

Hastaneye vardığımızda yapılan muayenede açıklığımın 4cm olduğu söylendi. Odama yerleştikten sonra serbest bir şekilde, bana çok yardımı dokunan pilates hocası Eda Hanım ve bütün süreç boyunca yanımdan hiç ayrılmayıp çok nazımı çeken kocam ile beraber sancıları karşılamaya başladık. Doğum planımı önceden konuştuğumuzdan epidural teklif eden olmadı, benim de zaten aklımın ucundan geçmedi.

Akşam 18:00 civarında 9 cm açıklığa ulaşmıştım. İşte bundan sonra süreç zorlaştı. Benden ıkınmam isteniyordu ancak böyle bir his gelmiyordu bana. “Ikın” telkinleri arasında kendimi ıkınmaya epey zorladım. Uykusuz geçen önceki gecenin ardından çok yorulduğumu hissediyordum. Tek dileğim biraz uyumak ve doğuma ertesi gün kaldığım yerden tekrar devam etmekti 🙂 Tabii böyle bir durum söz konusu olamazdı. Bu süreçte bir kaç muayene sonrasında doktorum bebeğin kafasının doğum kanalına bir türlü giremediğini söyledi. Anlaşılan bebek büyüktü ve sonradan öğrendiğim kadarıyla Cephalopelvic Disproportion (CPD) söz konusuydu, ya da diğer adıyla çatı darlığı.

Normal doğum yapmayı o kadar istiyordum ki doktorumdan bana 1-2 saat daha mühlet vermesini yalvararak istedim. Kısa bir NST ile bebeğin kalp atışları dinlendikten sonra bana izin verdi. Ancak artık yorgunluktan sanıyorum, sancıların sıklığı azalmıştı ve ben kafamdan “artık sezaryen olsam da biraz dinlensem” diye geçirmeye başlamıştım.

Nitekim, gece saat 22:00’de epidural anestezi ile sezaryen ameliyatına alındım. Sezaryene saat 21:00 civarı karar verildi. Ameliyata hazırlıklar yapılırken ben de “Vaginal Swabbing” için doğum kanalıma steril gazlı bez yerleştirilmesini istedim ebelerden. Zaten doğum planımda daha önce konuşulduğu için herkes biliyordu bu isteğimi.

Yine önceden hem ebemle hem de doktorumla konuştuğum üzere mümkün olduğunca anne-bebek dostu bir sezaryen yapıldı. Kızımın kordonu geç kesildi. İlk olarak benim göğsüme kondu ve o esnada emmeye bile başladı. Ardından ebem doğum kanalımdaki gazlı bezi çıkararak kızımın yüzüne ve tenine sürdü. Böylece kendisi geçmemiş olsa da kanaldaki faydalı bakterilerin tenine yerleşmesi sağlandı. “Vaginal Swabbing”, ilk sezaryen tecrübesi ve oğlumun bu sebeple yaşadığı disbiyoz sebebiyle çok önem verdiğim ve hassas olduğum bir noktaydı. Çok şükür bu uygulama ile, yaşadığım ikinci sezaryene rağmen içim biraz daha rahattı.

Ardından, kızım kısa bir süreliğine çocuk doktoru tarafından muayene edilmek üzere yan masaya geçti. Dileğim muayenenin de kızım benim üzerimde iken yapılmasıydı ancak o anda duruma çok müdahale edemedim. Kilosu 4.3kg idi bu arada. Yani iri bir bebek sayılırdı. Doktorum “eğer üçüncüyü düşünürsen, normal doğum yapabilmek için bebeği bu kadar büyütme” dedi.

Kızımın kafasının tepesinde, doktorumun “BOS (beyin omurilik sıvısı) toplanması” dediği kocaman bir şişlik vardı. Doğum kanalına girmeye çalışırken epey zorlamış kendini ve o bölge şişmiş. Bunu görünce gereksiz yere sezaryen olmadığıma daha çok ikna oldum. Elimden geleni yaptığımı düşündüm ve rahatladım. Kısmet değilmiş.

Doğum Planımda görebileceğiniz üzere kızıma doğum sonrası yapılan antibiyotikli göz damlası, K vitamini aşısı ve Hepatit B aşılarını yaptırmadık. Ve ondan sonraki hiç bir aşıyı da. Aşı konusu uzun ve detaylı ama aslında bir o kadar da basit benim gözümde. Oğlumda en son 4. ay aşılarını yaptırdıktan sonra bırakmıştık. Çok şükür ki kızımda hiç birini yaptırmadık. İkinci doğumumun “keşke”siz olmasını sağlayan en önemli faktörlerden biri de kızımın gereksiz ve zararlı medikal müdahalelere maruz kalmamış olması. Facebook’taki paylaşımlarımın çoğu aşıların zararları hakkında ama inşallah bir gün blog’da da aşı konusunda uzun uzun yazmaya fırsat bulabilirim.

Kesi yerimin dikilmesi ve odaya geçmemin ardından kocamın kucağında odaya geldi kızım. Bir geceyi hastanede geçirdikten sonra ertesi sabah oğlum da ziyarete geldi. Sonra hep beraber evimize döndük.

Bu hamileliğim ilkine göre çok daha rahat ve “keşke”sizdi. Sonradan dönüp baktığımda tek yaptığım hatanın biraz fazla kilo almış olmak olduğunu düşünüyorum. 63 kilo olarak başladığım hamileliğimde 38. haftada 88 kilo olmuştum. Yani 25 kilo almıştım. Bu aldığım kilolar elbette bebeği de etkiledi ve iri bir bebek oldu kızım. Sağlıklı beslenmiştim ancak biraz fazla beslenmişim sanırım 🙂 Kan şekerimle ilgili problem olmamasına güvenerek kiloma gerektiği kadar dikkat etmemişim. Bu da bir sonraki hamilelik için bana ders oldu. Hem sağlıklı beslen hem de abartma!

Leave a Reply