Sağlık Rutinlerimiz

Kullandığım kişisel bakım malzemelerinden bahsedecektim aslında; ancak baktım ki uyguladığım bazı sağlık rutinlerimi anlatmak epey uzun sürdü, malzemeleri başka bir yazıya bıraktım. Her sabah yapmadan güne başlamadığım, benim için en önemli sağlık rutini olan “Yağ Çekme” ile bu yazıma başlayayım. Çocuklar yapabilecek yaşa geldiklerinde onlara da bu alışkanlığı kazandırmak istiyorum.

YAĞ ÇEKME (OIL PULLING)

Yağ çekme işlemi ağıza bir miktar doğal yağ alıp, bu yağın 15-20 dakika boyunca ağız içinde çalkalanmasından ibaret. Bu basit işlem insanın ağzındaki, diş ve dişetlerindeki toksinleri çekip o kadar temiz ve iyi hissettiriyor ki, keşfettiğimden beri asla vazgeçemedim yağ çekmeden. Tatile giderken bile yağlarımı yanıma alıyorum.

Öncelikle ağız sağlığının neden bu kadar önemli olduğuna bakalım.

  • Ağzımız patojen ve toksinlerin vücudumuza ilk girdiği yer
  • Diş ve dişetlerindeki zararlı bakterilerin kan dolaşımına karışarak başta kalp hastalıkları olmak üzere diyabet, böbrek hastalıkları, Alzheimer gibi pek çok ciddi kronik hastalığa sebep olduğu biliniyor. (Kaynak)
  • Dişeti iltihaplarının erken doğum ve düşük doğum kilosuna yol açtığına işaret eden pek çok çalışmalar mevcut. (Kaynak1, Kaynak2, Kaynak3, Kaynak4, Kaynak5)
  • Hamilelikte, anne karnındaki bebeğin bağırsağının steril olduğu, bebeğin ilk bakterileri doğum sırasında doğum kanalından geçerken aldığı düşünülürdü şimdiye kadar. Ancak yeni çalışmalar annenin ağzındaki floranın plasenta yoluyla bebeğe geçtiğini gösteriyor. Hamile annenin ağzı ne kadar temizse, bebeğinin bağırsak florası da o kadar temiz oluyor. 

Yani ağız sağlığı sadece ağzımızı değil, bütün vücudumuzu önemli derecede etkiliyor. Yukarıdaki son iki madde sebebiyle, özellikle hamilelerin her gün uygulaması gereken bir sağlık ve kişisel bakım rutini yağ çekme.

Diş ve ağız temizliği için kullanılan konvansiyonel ürünler (florürlü diş macunları, ağız yıkama sıvıları vb) toksik kimyasallarla dolu. Bu ürünleri kullanırken, iyilik yapalım derken kötülük yapmış oluyoruz vücudumuza. Florür ve diş macunu konusuna kişisel bakım malzemeleri yazımda detaylı değineceğim.

Ağız sağlığımızı korumak için kullanabileceğimiz pek çok doğal malzeme mevcut. İlk atılması gereken adım ise elbette ağzımıza şeker ve ultra işlenmiş gıdaları sokmayıp temiz bir diyete sahip olmak.

Geleneksel Hint tıbbından günümüze gelen yağ çekme yöntemi ağızdaki bakteriyel üremeler ve enfeksiyonlarla mücadelede oldukça etkili doğal bir yöntem. Ağızda hızlı şekilde hareket ettirilen yağın, bakterilerin yağ içerikli zarlarını çözerek bertaraf ettiği biliniyor. Sağladığı bu temizlik sayesinde:

  • dişleri beyazlatma
  • diş çürüklerini önlemeye yardımcı olma (elbette doğru bir diyet ile beraber)
  • ağız kokusunu önleme
  • dişleri ve dişetlerini güçlendirme

gibi faydaları mevcut.

Yağ çekme yönteminde kullanılması önerilen yağlar hindistan cevizi yağı ve susam yağı. Ben bu iki yağı her gün dönüşümlü olarak kullanıyorum. Özellikle hindistan cevizi yağı antibakteriyel ve antifungal etkisi sayesinde çok daha iyi bir temizleyici.

DİL KAZIMA (TONGUE SCRAPING)

dil kazıyıcıBenim güne başlama rutinimde, yağ çekmeden hemen önce yaptığım “dil kazıma” işleminden de bahsedeyim.

Dil kazıma da yağ çekme gibi geleneksel Hint tıbbı Ayurveda’dan gelen bir yöntem. Dilin üzerindeki, zararlı bakteriler ve onların atıklarından oluşan tabakanın temizlenmesini sağlayarak ağız içi temizliğe ve sağlığa katkıda bulunuyor. Ağız kokusunu gidermede de etkili bir yöntem.

Genellikle paslanmaz çelik ya da bakır dil kazıyıcı kullanılması öneriliyor.

Sabah uyanır uyanmaz ilk işim dil kazıyıcısı ile dilimin üzerinde gece boyu birikmiş olan tabakayı 7-8 defa kazımak. Bunun ardından yağ çekme işlemine başlıyorum.

1 yemek kaşığı kadar yağı ağzıma alıp, 15-20 dakika boyunca, diğer işlerimi yaparken ağzımda çalkalayıp duruyorum. Bu sürenin sonunda toksinlerle kirlenmiş yağı küçük bir cam kavanoza tükürüp, kavanoz dolduğu vakit çöpe atıyorum. Bu kirlenmiş yağı, lavaboya tükürmeyi hijyen açısından uygun bulmuyorum. Ayrıca 25 derece sıcaklığın altında donan hindistan cevizi yağı, evin su tesisatında tıkanmalara sebep olabilir. Kavanoz ya da plastik bir ambalajda biriktirmek yerine küçük buzdolabı poşetleri de tek seferlik çöp olarak kullanılabilir. Ancak daha çok çöp oluşturan, daha az çevreci bir çözüm olur bu.

Yağ çekmede yağı ağızda 15-20 dakikadan fazla tutmamak önemli. Bu süreden sonra diş ve dişetlerinden çekilen toksinlerin geri emilme ihtimali mevcut. Bu yüzden ağzıma yağı aldıktan sonra saate bakıp süre tutuyorum. Elbette bu kirli yağı yutmamak da gerekiyor.

Ağıza aldığınızda saydam ve epey akışkan olan yağ, işlem bittiğinde tükürük ve ölü hücrelerle birleşmesinden dolayı matlaşmış, yoğunlaşmış ve rengi koyulaşmış olarak çıkıyor.

Yağı tükürdükten sonra, ağzı ılık su ile iyice çalkalamak ardından dişleri fırçalamak sizi tertemiz, ferahlamış bir ağza kavuşturacak. Üstelik sadece ağız bölgenizden değil tüm vücudunuzdan toksinlerin çekildiğini hissedeceksiniz.

KURU FIRÇALAMA (DRY BRUSHING)

Kuru fırçalama, doğal ve sert kıllı bir fırça yardımı ile cildinizi fırçalamaktan ibaret bir sağlık rutini. Bu iş için bazı lifli bitkilerden elde edilen kıllar ya da at kılı fırçalar kullanılabiliyor. Ben tampiko bitkisinden elde edilen kılları olan bir fırça kullanıyorum. Fırça uzun saplı olursa sırt gibi erişimi zor olan bölgelere de kolayca ulaşılabiliyor.

Kuru fırçalamayı duşa girmeden önce duş kabininin içinde yapıyorum, böylece ciltten dökülen eski deriler suyla birlikte temizleniyor.

Kuru fırçalamanın en önemli faydalarından biri, lenf sistemini harekete geçirmeye yardımcı olması. Vücudumuzdaki toksinleri taşıyan lenf sisteminin doğru yönde harekete geçirilmesi, detoks mekanizmamızı destekliyor. Bu nedenle fırçanın vücudun hangi bölgelerinde ne yönde kullanıldığının önemi var. Fırçanın hareket yönünün, lenf sisteminin akış yönüne uygun olması gerekiyor. Doğru kuru fırçalama yöntemi şu video’dan görülebilir.

Benim kuru fırçalama yapma sebebim olan, lenf sistemini harekete geçirme faydası haricinde; cilt üzerindeki ölü tabakayı temizlemesi ve daha yumuşak bir cilt sağlaması gibi olumlu etkileri de var kuru fırçalamanın.

Hassas ciltlerde kuru fırçalamaya dikkatli başlanmalı. Daha seyrek yapılıp belki daha yumuşak kıllı bir fırça kullanılmalı. Çünkü çok sık uygulanırsa cilt üzerinde tahrişe yol açabilme ihtimali mevcut.

Kuru fırçalama da yağ çekme gibi, uyguladıktan sonra iyi hissettiren bir kişisel bakım rutini benim için.

TRAMBOLİN

Aklıma gelmişken, lenf sistemini harekete geçirmeye yarayan başka bir etkinlik ise trambolinde zıplamak! Hem çok eğlenceli bir aktivite; hem de hızlı bir şekilde aşağı yukarı hareket etmek lenf akışını hızlandırarak detoksifikasyonu destekliyor.

Vücutlarındaki toksik yükü çok fazla olan kanser hastalarına, uygun bir beslenme planı ve yaşam tarzı değişiklikleri kapsamında önerilen faaliyetlerden biri günlük olarak trambolinde zıplama (İngilizce adıyla “rebounding”).

Çocuklara uygun olan ev tipi trambolinde zıplamaya teşvik ediyorum çocuklarımı. Özellikle dışarı çok çıkılmayan kış günlerinde enerjilerini atmak için keyifli ve sağlıklı bir yöntem. Beni taşıyabilecek bir trambolin bulduğumda 🙂 ben de günlük rutinime 2-3 dakika zıplamayı eklemek istiyorum.

KEMİK TARAK

Uzunca bir zamandır saçlarımızı kemik tarak ile tarıyoruz. Kemik tarak “keşke daha önce öğrenip kullanmaya başlasaydım” dediğim ürünlerden.

Plastik tarağı bırakıp kemik tarak kullanmaya başladığınızda farkı hemen kemik tarakhissedeceksiniz. Benim en sevdiğim faydası saçları tararken saç derisine yaptığı masaj etkisi. Akupunktur noktaları açısından çok zengin olan kafa derisine yaptığı bu masajın, verdiği hoş his dışında eminim kan dolaşımını hızlandırma ve saç gelişimine katkıda bulunma gibi faydaları da mevcuttur.

Biz kemik tarakları Bitlis Ahlat’ta üretim yapan Refa Usta’dan alıyoruz. manda, koç gibi hayvanların boynuzlarından, el işçiliği ile ve kimyasal vernik kullanmadan üretiyor tarakları. Ürünlerine buradan ulaşabilirsiniz.

Kemik tarağın tek kötü yanı, düşmelere karşı hassas olması. Her düşürdüğünüzde bir veya birkaç diş kırılıyor maalesef. Fiyatı da elbette markette satılan plastiklerden daha yüksek. Ancak düşürmemeye dikkat ederek kullanılırsa evladiyelik olabilir.

SİNÜS (BURUN) YIKAMA

Bir Ayurveda geleneği daha. Sinüslerin iltihaplandığı hastalıklarda (sinüzit, üst solunum yolu hastalıkları) ya da kuru havalarda; sinüsleri nemlendirip, burun içini temizleyip, nefes almayı kolaylaştıran bir işlem sinüs yıkama işlemi.

Alerjilere karşı da oldukça etkili. Burun yıkamayı her gün yapıp alerji ilaçlarından kurtulan insanlar mevcut. Çünkü burun yıkaması sayesinde; toz, polen, ekstra mukus gibi rahatsızlık verici maddelerden temizlenmiş oluyor geniz bölgesi.

Burun yıkamada yapılan işlem; temiz suya bir miktar tuz ve sodyum bikarbonat ilave ederek, suyun burnun bir deliğinden çekilip, bütün sinüs boşluğunu dolaşarak diğer delikten çıkması ve bu esnada sinüsleri temizlemesinden ibaret.

Burada suyun çok iyi arıtılmış bir su olması gerekiyor ki sinüslere ilave kirletici girmemiş olsun. Biz şişe içme suyu kullanıyoruz. Sadece burun yıkamada kullanmak üzere şişe sular bulunduruyoruz banyoda.

Abfen firmasının hazır burun yıkama setleri mevcut. Biz bu setlerden yanda resimleri görülen yetişkin ve çocuk setlerini kullanıyoruz. 5 yaşındaki oğlum burnunda tıkanıklık hissettiğinde karışımı kendi hazırlayıp, kendi kendine uygulayabiliyor.  

Firmanın ürettiği sinüs yıkama setleri arasında, içinde tuz ve sodyum bikarbonat dışında başka bazı maddeler içerenleri de mevcut. Bu setlerin içerdiği maddeler (surfaktan, hyaluronik asit) içime sinmediği için onları tercih etmiyoruz.

SQUATTY POTTY

Detoks mekanizmamızın en önemli işlemlerinden biri olan boşaltımı kolaylaştırmak için icat edilmiş faydalı bir eşya Squatty Potty . Bu da firmanın izlenme rekorları kırmış komik tanıtım video’su. 

Alaturka tabir ettiğimiz ve artık sadece bazı umumi tuvaletlerde karşımıza çıkan tuvalet şeklinin insan anatomisine ne kadar uygun olduğunu, boşaltım işlemini nasıl daha sağlıklı hâle getirdiğini gösteriyor bu ürün. Aslında Squatty Potty’nin tek yaptığı alafranga tuvaleti bir nevi alaturkaya dönüştürmek.

Ülkemizde Squatty Potty benzeri ürünlerin çıktığını gördüm. “Klozet ayaklığı – sehpası” şeklinde arama yapınca değişik türleri çıkıyor. Alafranga tuvalette ayakların altına uygun yükseklikte bir tabure alınarak da çömelme pozisyonuna geçilebilir.

Çömelme pozisyonu ile; kabızlık, hemoroid gibi sorunları azaltmanın, daha hızlı ve etkili boşaltım sağlayarak bağırsakları daha temiz tutmanın mümkün olduğunu belirtiyor uzmanlar. (Kaynak)

Squatty Potty ile boşaltımdaki rahatlığı tecrübe ettiğim için; çocuklar tuvalete oturduğu vakit ayaklarının altına muhakkak uygun yükseklikte bir kova koyup, çömelir poziyona gelmelerini sağlarım. Onlar da alıştılar duruma, kovalarını kendileri alıyorlar tuvalete oturunca 🙂

BENTONİT KİLİ ŞURUBU

Bu temizleyici içecekten önceki bir yazımda detaylı bahsetmiştim. Her gün uyguladığımız, sağlık rutinimizin ayrılmaz bir parçası olduğu için buraya tekrar not düşmek istedim.

BİTKİ ÇAYLARI

Bitki çayları pek çok derdin devası, bağışıklık sistemini her an güçlü tutmak için önemli bir araç. Her gün demleyip içtiğimiz çeşitli bitki çaylarını ayrı bir yazıda anlatacağım. Akşam yemeğinden sonra yaptığımız bu “çay keyfi” de sağlık rutinimizin bir parçası.

GÜNEŞLENME

Güneşlenmenin ve bu sayede cildimizin ürettiği D vitamininin önemini bilmeyenimiz yoktur. Yaz aylarında her gün, güneşin dik geldiği öğle vakitlerinde 15 dakika kadar, mümkün olduğunca kol ve bacaklarımızı açıp güneşe maruz bırakarak D vitamini seviyemizi yükseltmeye çalışıyoruz. Çocukların üst kıyafetlerini çıkartarak gövdelerini tamamen açıyorum bu sürede. Elbette geniş kenarlı şapkalar kafamızda, baş bölgesini koruyarak kalıyoruz güneşte.

Kış ve sonbaharda da gündüz güneşi almak önemli. Hem D vitamini açısından, hem de vücudun sirkadyen ritminin yani biyolojik saatimizin ayarlanması açısından. Gün içerisinde parlak ışığa maruz kalmak, güneş batınca da ışık maruziyetini azaltmak daha kaliteli ve onarıcı bir uyku için gerekli.

TOPRAKLANMA

Kimyasal varlıklar olduğumuz kadar elektriksel varlıklarız da. İletken olan vücudumuzda, hücrelerimizde elektriksel yükler, bu yüklerin hareketinden doğan akımlar mevcut. Sağlığımızı düşünürken kimyasal toksinler kadar elektriksel dengemizi bozan kirleticilerden de kaçınmalıyız. Elektromanyetik radyasyon hakkındaki hassasiyetimi daha önce pek çok yazımda paylaşmıştım. EMF de denilen bu radyasyon, vücudumuzun elektriksel dengesini bozan başlıca kirleticilerden. Sağlığını optimal düzeye çıkarmak isteyenlerin EMF maruziyetini mümkün olduğunca azaltması şart.

Topraklanma işlemi, yeryüzünde bulunan sayısız negatif yüklü elektronun vücudumuza akması yoluyla elektriksel dengemize kavuşmamızı sağlayan bir sağlık rutini.

Topraklanabilmek çok basit. Günde 10-15 dakika, ya da vaktiniz elverdiği ölçüde, yalın ayak çimlerde, kumda, toprakta, doğal taşlar üzerinde durmak yeterli. Bunu biraz deneyince müptelası olacağınızı düşünüyorum. İnsana çok güzel bir his veriyor doğa ile böyle temas kurmak. Elektron akışından dolayı sanırım 🙂

Çıplak ayaklarımız vasıtasıyla yeryüzünden vücudumuza çektiğimiz negatif yüklü bu elektronlar:

  • antioksidan görevi görüp, vücudumuzdaki pozitif yüklü serbest radikallerin giderilmesini
  • enflamasyonun azalmasını
  • ağrı hissinin azalmasını
  • uyku kalitesinin iyileşmesini
  • stres miktarının azalmasını ve iyi hissetmeyi

sağlıyor.

Doğanın bize sunduğu bu sınırsız “antioksidan” (elektron) kaynağından faydalanabilmek için bu yazın başından beri her gün güneşlenirken, çocukların ve kendimin terlik ve patiklerini çıkarıp; yalın ayak taşların, toprağın, çimlerin üzerinde oturuyor, koşuyor, iş yapıyoruz. Bir kaç aydır devam ettirdiğimiz bu rutinin, kendimi çok iyi hissettirdiğini farkettim. Stres miktarını gerçekten de azaltıyor.

Genellikle sandalet, terlik giyindiğimiz sıcak yaz aylarında topraklanmak gerçekten kolay. Ancak kış aylarında, soğuk karlı havalarda bu rutini nasıl sürdürebiliriz bilemiyorum. Deneyip göreceğiz.

DETOKS BANYOLARI

Toksinlerden cildimiz yoluyla arınmamızı sağlayan bu banyoları, GAPS diyetinin yaratıcısı Dr. Natasha Campbell-McBride’dan duymuştum ilk olarak.

Haftada bir kaç defa çocukları küvete sokup, mümkün olduğu kadar sıcak tuttuğum sularına, her gün aşağıdaki malzemelerden birini seçip ilave ediyorum:

  • Epsom tuzu (Magnezyum sülfat) & sodyum bikarbonat
  • Kristal kaya tuzu & sodyum bikarbonat
  • Elma sirkesi
  • Vücuda sürülen bentonit kili (bunu çocuklar küvete girmeden önce vücutlarına sürüp, 5 dakika kadar üzerlerinde kurumasını bekliyorum. Ardından killi vücutlarıyla küvete sokup, bir miktar daha kil ilave ediyorum)

Detoksa yardımcı bu malzemelerle dolu sıcak suda, 15-20 dakika kadar durmalarını sağlayıp, banyodan çıkarıyorum. Uyku öncesi yapılan bu rahatlatıcı banyolar, uykuya daha kolaylıkla geçmelerini sağlıyor.

Sizin uyguladığınız sağlık rutinlerini duymayı, öğrenmeyi çok isterim.

 

Leave a Reply

%d blogcu bunu beğendi: