Diyetimiz

GAPS Safhası

Oğlum henüz sadece anne sütü almaktaydı Tip 1 diyabet teşhisi aldığında. Teşhisten sonra hem kan şekerini düzenlemek hem de ek gıdaya geçmek çok sıkıntılı bir süreçti. Teşhisten kısa bir süre önce yabancı blogları okurken GAPS diyeti ile karşılaşmıştım. GAPS beslenme şeklini anlatan kitabı edinmiş ancak detaylı okumaya fırsat bulamamıştım. Teşhis sonrası hastanede geçirdiğimiz 3 haftalık süre kitabı okumak için imkân verdi. Her ne kadar hastanede doktorların diyet önerilerine (ki bu önerilerin içinde ekmekten tutun, muhallebiye kadar herşey mevcuttu!) kulak veriyor olmam gerektiyse de amacım sonrasında GAPS diyeti ile devam etmekti.

GAPS-diyeti-kitabı

GAPS kitabı

GAPS diyeti kitabı Türkiye yayınevi aracılığı ile diyetin mimarı Dr. Natasha Campbell-McBride ile temas kurdum. Kendisi bize destek olmayı kabul etti. Oğlum 11 aylıkken GAPS diyetine Dr. Natasha gözetiminde başladık. Bundan sonra yaklaşık 2 sene, onunla her hafta detaylı e-postalarla haberleşerek, gerektiğinde bazı testleri yaptırıp ona göre diyette değişiklikler uygulayarak geçti.

3 yaşından beri artık kendimiz tam GAPS diyetine yakın bir beslenme şeklini takip ediyoruz. Oğlumun gıda hassasiyetlerini gözlemleyerek diyetinde ona göre ilaveler/eksiltmeler yapıyorum. Bu hassasiyetleri gözlemlemede en önemli ve belirgin aracım ise yediği gıdanın kan şekeri seviyesine etkisi. Glisemik indeksi (kan şekerini arttırma hızı) düşük, örneğin yumurta ya da ceviz gibi bir gıdayı tükettikten sonra kan şekeri seviyesi anormal şekilde yükseliyorsa, bu durum bana bu gıdanın oğlumun vücudunda enflamasyona yol açtığı işaretini veriyor.

GAPS diyetinin temel amacı sindirim sistemi ve özellikle de bağırsak sağlığının iyileştirilmesi. Çünkü pek çok kronik ve otoimmün hastalığın (hem psikolojik hem de fizyolojik) temelinde bağırsaklarımızın sıhhati yatıyor. GAPS, geçirgen bağırsak sendromu ve otoimmünite konuları birbirleriyle çok yakın ilişkili.

GAPS diyetinin ve Dr. Natasha’nın, bağırsak sağlığının önemi haricinde bana öğrettiği en önemli bilgi, vücuda sadece doğal gıdaların girmesinin sağlık açısından ne denli önemli olduğu idi. Beslenmedeki en önemli kriterimiz artık bu. Elbette gıdanın doğallığının yanı sıra, günlük yaşamda kullandığımız malzemelerin de doğal olması çok önemli; ancak o ayrı bir yazının konusu.

Düşük Karbonhidratlı Beslenme

Teşhisin ardından bir yandan GAPS diyetini uygularken bir yandan da Tip 1 diyabet hastaları için nasıl bir diyetin uygun olduğu yönünde de araştırma yaptım. Ulaştığım ilk sonuç: düşük karbonhidratlı beslenme. Yani kan şekerini çok yükselten gıdalardan kaçınma. Elbette karbonhidrat sebze ve meyvelerde de var. Önemli olan rafine karbonhidratlardan (un ve unlu mamüller, şeker vb) uzak durmak.

Dr Bernstein-tip 1-tip 2-diyabet-kitabı

Dr. Bernstein’ın diyabet kitabı

12 yaşında tip 1 diyabet teşhisi alan ve şu an 80’li yaşlarda olan (70 yıldır Tip 1 diyabetle yaşayan) Amerikalı endokrin uzmanı Dr. Richard Bernstein’ın kitabı bize düşük karbonhidratlı beslenme konusunda yol gösterdi.

Doktorların özellikle diyetle ilgili söylediklerinin kendi sağlığını kötüye götürdüğünü gördükten sonra 40’lı yaşlarında tıp okumuş ve endokrinolog olmuş bir mühendis Dr. Bernstein. Amerika’da pek çok diyabetli, kitabının -tip 1 ve tip 2- tüm diyabetliler için bir el kitabı olması gerektiğini düşünüyor.

Maalesef Türkçe çevirisi yok bu kitabın. Ancak İngilizce bilen tüm Tip 1 ve Tip 2 diyabetlilere tavsiye ederim. Diyabetle yaşam hakkında teorik bilgilerin yanında pratikte uygulanabilecek çok faydalı bilgiler var: örneğin insülin enjeksiyonlarında iğneyi cilde hangi yönde sokarsak daha az acıya sebep olacağı gibi.

Dr. Bernstein’ın bazı tavsiyeleri bizim kriterlerimize uymuyor. Örneğin tatlı alternatifleri için suni bir tatlandırıcı olan “erythritol” öneriyor. Bizim tek tatlandırıcımız doğal bal =)

Çok sıkı bir düşük karbonhidratlı diyetin vücuda başka zararları olabileceğini biliyorum. Tiroid hormonlarının bozulmasından, ruh hâli değişikliklerine; proteine çok yüklenilmesi sonucu ürik asit yükselmesinden düşük hemoglobin değerlerine kadar etkileyebiliyor vücudu çok az karbonhidratlı diyetler.

Oğlumun düşük karbonhidratlı beslendiğini söyleyemem. Çünkü her gün yediği bazı yüksek karbonhidratlı sebzelerden (alabaş, havuç, pancar, balkabağı vb), baldan, meyvelerden, akdarıdan yeterli miktarda karbonhidrat alıyor. Tüketmediğimiz tek karbonhidrat türü rafine karbonhidratlar (diğer deyişle “pastane ürünleri”).

Gluten

Glutenle ilişkimiz yolun başından beri belliydi: oğlumun hayatında yeri yok!

ekmek-glutenGluten bazı tahılların (buğday, arpa, çavdar) içinde bulunan bir çeşit protein. Yoğun lektin içeriği sebebiyle hassasiyeti olan kimselerde büyük bir enflamasyon tetikleyicisi. Yarattığı bu etki sebebiyle tip 1 diyabet de dahil pek çok otoimmün hastalığın oluşma sebeplerinde adı sıkça geçer.

Çölyak, glutene karşı vücudun aşırı hassasiyet gösterdiği otoimmün bir hastalık. Hatta Tip 1 diyabetle elele giden bir hastalık aynı zamanda. Yani tip 1 diyabet teşhisi alanlarda, ilerleyen yıllarda çölyak çıkması riski tip 1 diyabetli olmayan bir insana göre çok daha yüksek. Oğlum teşhis aldığında hastanede yapılan ilk testlerden biri de çölyaktı.

Peki çölyak’ın çaresi nedir? Glutensiz beslenme. Bu kadar basit. Bu sebeple, tip 1 diyabetin üzerine çölyak eklenmemesi için yolun en başında glutenle ilişiğimizi kestik.

Çölyak riskini ekarte etmesinin yanı sıra, glutensiz diyet tip 1 diyabetli çocuklarda kan şekeri kontrolünde olumlu gelişme sağlayıp, daha iyi hemoglobin A1C seviyelerine ulaştırıyor (Kaynak)

Glutenle ilgili yakın geçmişte 1 haftalık bir denememiz oldu. Atalık tohumdan, ekşi maya ile fermente edilmiş (yani gluten içeriğinin çok düşük olması gereken) bir ekmek ekledik diyetine. Ancak o bir haftada insülin ihtiyacı neredeyse 2 katına ulaştı ve buna rağmen kan şekerini 300mg/dl’den aşağı düşüremedik diyebilirim. Bu deney bize glutenin oğlumun bağırsağına verdiği zararı somut bir şekilde gösterdi.

Süt Ürünleri

Süt ürünleri bir diğer sorunlu gıda türü. Bebeklere erken yaşta süt ürünü vermenin otoimmünite ve tip 1 diyabet çıkma olasılığını arttırdığına dair çalışmalar mevcut. (Kaynak)

Sütteki temel sorun A1 türü kazein proteini. Lektin yapısındaki bu proteinin de tıpkı süt ürünleri-kazeingluten gibi bağırsağa zarar verici ve enflamasyon yaratıcı etkileri var. İlginç olan yanı, geçirgen bağırsak sendromu olanlarda bu protein kana karışıp pankreastaki beta hücrelerine bağlanarak otoimmün saldırının başlamasına sebep olabiliyor.

A2 türü kazein proteininde ise böyle bir özellik yok. Koyun, keçi ve bazı inek türlerinin sütlerinde sadece A2 kazein bulunuyor. Ancak süt verimlerinin yüksek olması sebebiyle endüstriyel gıda üretiminde kullanılan tüm inek türlerinin sütlerinde A1 kazein mevcut.

Çözüm; keçi, koyun ya da A2 türü inek sütü kullanmak.

Oğlumun süt ürünleriyle ilişkisi ilk olarak GAPS diyetinde başladı. Dr. Natasha’nın tavsiyesiyle 24 saat mayalanarak kazeini iyice parçalanmış hâle gelen çiğ süt kefirini denedik. Ancak karbonhisrat içeriği yok denecek kadar az olan kefir, içtikten hemen sonra kan şekerinde ani fırlamalara sebep oluyordu. Bu, vücudunda enflamasyon tetiklediğinin bir göstergesiydi.  Bu sebepten çiğ süt kefirine oğlumun diyetinde devam edemedik. (Oğlum dışında diğer aile üyelerinde bu mucizevi probiyotik içeceği düzenli olarak tüketmeye devam ettiğimizi ifade etmeliyim.)

Oğlumun tolere edebildiği süt ürünleri arıtılmış tereyağı (ghee yağı), eski kaşar ve kaymak. Kefiri de ara ara deniyoruz ve ilk zamanlardaki gibi olumsuz etki yaratmadığını gözlemliyoruz.

Besin Piramidi

besin piramidi-alternatif

Beslenme ile ilgili önerilerine kulak verdiğim bir doktor olan Dr. Gundry’nin kendine özgü besin piramidini alıp, bizim beslenme şeklimize göre modifiye etmeye çalıştım. Piramit şekil olarak piramitlikten çıktı ama diyetimizi daha iyi tarif eder hâle geldi =)

Birinci Basamak:

kahvaltı tabağı-kış mevsimi-doğal gıda

Kış aylarında tipik bir kahvaltı tabağımız Üzerine sızma zeytinyağı gezdirdiğimiz buharda pişmiş brokoli, suda kaynatılmış havuç, soğanlı-zerdeçallı kereviz sote, zeytin ve mor lahanadan yaptığım sauerkraut. Yanında sarısı çok az pişmiş rafadan yumurta ve kefir de var.

Piramidin en altında; özellikle yeşil yapraklı, magnezyum deposu sebzeler (ısırgan otu ve pazı favorilerimiz) ile turpgillerden (“cruciferous”) brokoli, karnıbahar, lahana gibi sebzeler temel gıdamız. Bunların dışında havuç, kabak, kereviz, pırasa, balkabağı ve diğer tüm mevsim sebzeleri menümüzde var. Tüm bu sebzeler diyetimizin en büyük kısmını, temelini oluşturuyor.

Kısıtladığımız ve mümkün olduğunca tüketmemeye çalıştığımız sebzeler lektin içeriği yüksek olan ve dolayısıyla geçirgen bağırsak sendromuna sebep olup otoimmüniteyi tetikleyen domates, patlıcan, biber ve patates (lektinin yanı sıra karbonhidrat içeriği de yüksek) gibi “nightshade” grubu sebzeler. Bunların içinde yalnızca domatesi; lektinini azaltarak (kabuğunu soyup, çekirdeklerini çıkarıp, uzun süre pişirerek) yaptığımız ketçap (ileride tarifini vermek isterim) şeklinde tüketiyoruz.

Yine ilk basamaktaki yağlara gelirsek; genelde tercihimiz bitki kaynaklı yağlar: zeytinyağı, hindistan cevizi yağı ve avokado gibi. Hayvansal yağ olarak ise arıtılmış tereyağı (ghee) ve etlerin üzerindeki yağları tüketiyoruz. Ancak yağ konusunda çok serbest davranmıyorum çünkü lipidlerin hücre duvarına yapışarak insülin direncini arttırdığı yönünde çalışmalar mevcut (Kaynak). Yani aslında yağlar bizim piramitte ikinci basamakta olabilir.

İkinci Basamak:

İkinci basamaktaki fındık türü gıdalar (ceviz, badem, hindistan cevizi vb sert kabuklu yemişler) oğluma iyi gelmiyor. Bunları tüketmiyor. Ancak sert kabuklu yemişlerle benzer gıda grubundan olan (bir tür çekirdek olan) akdarı ise çok sık yediği bir besin. Akdarı pilavını çok seviyor =)

Doğal beslenen hayvanların etleri (genellikle sadece kuzu eti kullanıyoruz) ve yumurta her gün tükettiği gıdalardan.

Üçüncü Basamak:

Haftada bir gün balık yiyoruz. Sadece hamsi ya da sardalya bulursak alıyoruz, bulamazsak balık yemiyoruz. Sebep, denizlerdeki kirlilik =( Hamsi ve sardalya gibi küçük balıklar besin zincirinde en aşağılarda olduklarından dolayı bu kirlilikten en az miktarda etkileniyorlar. Aynı zamanda yağlı balıklar olduğu için Omega 3 açısından da zenginler. Daha büyük balıklarda ağır metal (özellikle civa) ve diğer toksik madde miktarları artıyor. Özellikle marketlerde bolca bulunan ton balığı civa oranı yüksek balıklardan, uzak durmak lazım.

Diyetimizdeki süt ürünlerini (ghee, kaymak, eski kaşar) haftada 2-3 defa tüketiyoruz. Kefiri nedense süt ürünü saymadığımı farkettim =) O bizim günlük içeceğimiz, evimizden eksik olmaz; ancak oğluma vücudunun kefire ilk zamanlarda verdiği tepkiden ötürü çok daha seyrek veriyorum.

Dördüncü Basamak:

Piramidimizin en tepesinde meyveler bulunuyor. Aslında meyveleri çok şekerli ve az şekerli olarak ayırmak gerekir. Mesela likapa ve vişne favori meyvelerimiz çünkü oğlumun kan şekerine etkileri çok kötü değil. Kan şekeri düştüğü zaman yükseltmek adına gün içerisinde meyve kullanıyoruz: mevsimine göre bu meyve nar, mandalina, incir, kayısı olabiliyor.

Bal ise oğluma yaptığım tüm tatlılarda kullandığım tek tatlandırıcı. Elbette fırına verilen ya da yüksek ısıda pişen tatlılara bal koymuyorum, çünkü yüksek sıcaklıkta balın yapısı bozulup vücuda zarar verici hâle geliyor. Geceleri şekeri düştüğünde bal şerbeti (ballı su) ile yükseltiyoruz.

Doğal & Tip 1 Diyabete Uyumlu Beslenme Kriterlerimiz

Bu uzun yazının sonunda özetleyecek olursam beslenmemizde dört önemli kriter var:

  1. Rafine/işlenmiş/paketli hiç bir ürünü (gıda diyemiyorum) vücudumuza sokmamak
  2. Vücuda giren toksinleri azaltmak için tüm gıdaların ilaçsız/doğal/organik üretim olması
  3. Otoimmüniteyi arttıracak, vücutta enflamasyon oluşturan her türlü gıdadan (doğal olsa bile) uzak durmak (bu gıdalar denenerek ve gözlemlenerek bulunuyor)
  4. Kan şekerini yükseltecek yüksek karbonhidratlı gıdaları kontrollü vermek

Tarifler başlığı altında verdiğim bütün tariflerde tek tek belirtmiyorum ancak hepsi bu kriterlere uyuyor. Tarifin malzeme listesinde her kalemin yanına doğal/organik yazmıyorum mesela ancak hepsinin öyle olması bizim için elzem.

Besin Destekleri

Bu yazıda ifade ettiğim beslenme şekli dışında, düzenli olarak kullandığımız ve oğlumun insülin hassasiyetini, bağışıklık sistemini ve genel sağlığını olumlu etkilediğini tecrübe ettiğim besin destekleri de diyetimizde büyük öneme sahip. Kullandığımız besin desteklerini anlattığım yazıma buradan ulaşabilirsniz.

Sonuç

Bu beslenme şekli sayesinde oğlumun Hemoglobin A1C değerleri uzun zamandır çok iyi seviyelerde (Son 3 yıldır 5.8-6.1 aralığında değişti). Tip 1 diyabet bir maraton olduğu için, ortalama kan şekeri seviyesi ne kadar çok normale yakın tutulabilirse, hastalığın organlara vereceği zarar o kadar azaltılmış olur. Kan şekerini yükseltmekten kaçınan bir beslenme tarzı Tip 1 diyabetle yaşayanlar için büyük önem arzediyor.

 

Leave a Reply

%d blogcu bunu beğendi: