Daha Az Çöplü Bir Dünya İçin

Wall-e çizgi filmini ilk izlediğimde çok etkilenmiştim. Dünya çöplerle dolduğu için insanlar artık dünyada yaşayamıyor, uzay gemilerinde hayatlarını sürdürmek zorunda kalıyordu. Alışveriş çılgınlığının had safhada olduğu, insanların reklamlar ile sürekli tüketime yönlendirildiği bir zamanda, Wall-e filminin öngörüsü çok da uzak değil gibi geliyor bana.

Gökdelenlerden bile büyük çöp yığınları =(

reduce-reuse-recycle

Çocuklarımıza, torunlarımıza daha az çöplü, daha yaşanabilir bir dünya bırakmak adına yapabileceğimiz bir çok şey var. Temel felsefe “Azalt, Tekrar Kullan, Geri Dönüştür” (Reduce, Reuse, Recycle)

  • Daha Az Tüketim

İlk yapabileceğimiz ve belki de en etkili olabilecek şey daha az almak. Kıyafet, elektronik, kozmetik vb. şeyleri mümkün olduğunca uzun süreler kullanmak ve mecbur kalmadıkça yenisini almamak. Bu konuda TEMA Vakfı kurucusu Hayrettin Karaca herkese örnek olmalı.

Biz de onun gibi davranıp ne çocuklara ne kendimize çok zaruri olmadıkça kıyafet almıyoruz. Eskiden böyle değildi, maalesef gardırobumu haddinden fazla doldurmuşum zamanında. Şimdi baktıkça üzülüyorum ne kadar gereksiz bir sürü kıyafet almışım diye. İçlerinden hâlâ giyebildiğim hepi topu bir destesi. Zamanında zayıfken =) aldığım kıyafetlerin hiç biri artık olmuyor. Halbuki ihtiyaç olduğu zaman alsam şu anda giyebileceğim daha fazla kıyafetim olacaktı. Hedefim 10 yıl önce aldığım kıyafetleri yama yapa yapa giymek. Hayrettin Karaca’nın rekoruna ulaşmak nasip olur inşallah 🙂

Eski kıyafetleri çöpe atmak yerine ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak da çok güzel bir çözüm. Kızılay’ın Giyim Bağış Kutu’larını görmeye başladım etrafta. Umarım yaygınlaşır ve daha fazla insan bağış yapar.

Bu kadar çok tüketmenin tatmin olma hissi ile de ilgisi var bence. Elbette yeni bir şeye sahip olmak insanı mutlu ediyor. Ancak bunu çok özel bir hadise olarak yaşamalıyız bence. Eskiden yeni kıyafetler bayramlarda alınırmış mesela. Şimdi tüketim çağının sağladığı imkânlar sayesinde insan kendine her gün yeni bir şey alabiliyor. Elde edilen tatmin de gitgide azalıyor. Elindeki telefon gayet güzel çalışırken, sırf “en son modele sahip olmalıyım” düşüncesi ile yenisini almak; “bu sene şu renkler moda oldu” diye gardıropta alternatifi olmasına rağmen yeni kıyafet almak aşırı tüketim örnekleri kanımca.

Yeni bir eşya almanın verdiği tatmini başka şeylerden elde etmenin yollarını bulmalıyız sanırım. Materyal alıp/vermek yerine tecrübeler yaşamanın faydası olacağı yönünde araştırmalar mevcut. Örneğin çocuklara plastikle dolu bir oyuncak almak yerine birlikte uçurtma uçurtmak (havalar epey rüzgârlı olduğundan aklıma bu örnek geldi :)) onları daha çok mutlu ve tatmin edecektir. Bence, çocuklarımızı öyle yetiştirmeliyiz ki manevi yönden doygun olup; aşırı tüketimden tatmin olmayıp tam tersine rahatsız olsunlar.

Yeni Eşyaların Sağlığımıza Zararları

Sürekli yeni eşyalar almanın bir de sağlık açısından olumsuz yanı var. Yeni eşya demek, fabrikadan yeni çıkmış bol kimyasallı eşya demek! İster kıyafet olsun, ister elektronik eşya, ister araba. Hepsinin yenisinde cildimize, sağlığımıza zararlı çok madde var.

Kıyafetler organik pamuk ya da organik yün ise sorun olmayabilir ancak bu devirde içinde petrol türevi iplikler kullanılmamış giysi bulmak da zor. %100 pamuk olsa dahi, pamuğun üzerinde en çok zirai ilaç kullanılan ürünlerden olduğunu bilmek vazgeçirmeye yetiyor. Yeni ilaçlanan pamuk tarlasında, pamukların arasında can veren çocukları hatırlayın. Aldığımız her organik pamuktan imâl edilmiş giysi ile hem kendi sağlığımız için hem de dünyamızın sağlığı için çok hayırlı bir iş yapmış oluyoruz. Ne kadar çok organik pamuğu tercih edersek tekstil sanayii de zirai ilaç kullanımını o kadar çok azaltmak durumunda kalacaktır.

Polar, naylon, polyester, spandex gibi plastikten imâl edilen sentetik kumaşlı kıyafetlerden her yıkamada çıkan lifler sulara karışıp denizdeki canlıları, sonrasında da bizleri hasta ediyor. Cildimize böyle petrol türevi kumaşları değdirmemek en mantıklısı. Ancak maalesef, üreticilere şöyle bir baktığımda organik pamuğu geçtim, %100 pamuklu ürün bulmak bile zor.

Yeni araba kokusunu bilmeyenimiz yoktur. Bu koku, fabrikadan taze çıkmış arabanın direksiyonu, döşemesi,  ön paneli ve diğer yerlerinde kullanılan plastik, yapıştırıcı ve kumaşlardan havaya karışan Uçucu Organik Bileşikler (Volatile Organic Compounds) sebebiyle oluşuyor. Bu bileşikler arasında benzen, formaldehid, asetaldehid  gibi kanser yaptığı kanıtlanmış maddeler var. Yeni arabanın içinde kısa süreli kalma durumunda başağrısı, mide bulantısı gibi etkiler oluşurken (ki bu etkileri kendim ilk elden deneyimledim); maruziyet süresi arttıkça karaciğer, böbrekler, sinir sistemi olumsuz etkileniyor ve kansere altyapı hazırlanıyor. Yapılan araştırmalarda yeni arabalarda havaya brom, klor gibi hormon bozucu maddelerin ve kurşun gibi ağır metallerin de karıştığı tespit edilmiş.

Bunları öğrendikten sonra benim için artık ikinci el araba almak dışında başka seçenek yok 🙂 Tabii ancak mevcut arabamız çalışmaz hâle gelirse.

Yeni arabaların bu zararını azaltmak için ise arabaya binmeden kapıların açılarak aracın içinin havalanmasının sağlanması ve araçta olunduğu sürece camlar açık gidilmesinin faydası var. Tabii çok yoğun trafiğe girildiğinde, daha beter toksinler ve ağır metallerle dolu egzoz gazından korunmak için camları kapatmak daha mantıklı olur. Yeni arabalarda ilk 6 ay boyunca yoğun olan bu zehirli gaz çıkışı, zamanla azalıyor.

  • Geri Dönüşüm

Yine eskiden çok önem vermeyip, şimdi titizlikle takip ettiğim bir yöntem. Artık hemen her mahallede geri dönüşüm kutuları bulunuyor. Bulunmasa bile belediyelerin Temizlik İşleri birimlerinden rica edebilirsiniz mahallenize geri dönüşüm konteyneri koydurtmak için. Ben belediye ile görüştüğümde tahmin ettiğimden çok daha fazla ilgilenip konteyner getirdiler. Konteynerin geldiği gün çocuklarla bayram sevinci yaşadık 🙂 Çünkü onun öncesinde biriktirdiğimiz poşetler dolusu plastik, kağıt, metal, karton, cam atıkları uzaklardaki geri dönüşüm kutularına taşıyorduk.

Evde bir poşetimiz var. Cam, plastik şişeler boşalınca, hemen poşete gidiyor. Kargodan gelen büyük karton kutular ve plastik ambalajları ayrı bir yerde biriktiriyoruz. Çocukların çok hoşuna gidiyor geri dönüşüm poşetine eşyaları götürmek. Sürekli soruyorlar bu geri dönüşüme gider mi diye. Onlara bu alışkanlığı akzandırmak lazım. Umarım onlar büyüdüğü zaman daha çok önemsenen bir konu olur bu; ve geri dönüşüm imkânları daha gelişir.

Strafor

Şu anda geri dönüşümle alakalı sıkıntılarımızdan biri elimize zaman zaman geçen strafor ambalajları geri dönüştüren bir yer bulamamış olmak. Straforun geri dönüşüm oldukça zor ve maliyetli olduğundan bu işi yapan görüştüğüm firmalar sadece fabrika gibi strafor atığı çok olan yerlerden aldıklarını, evlerden almadıklarını söyledi. Strafor öyle bir madde ki bazı türleri doğada 2.000.000 yıl (evet 2 milyon yıl!) çözünmüyormuş. En iyisi strafor ambalajlı şeyleri tercih etmemek. Bu kampanyaya imza vermeniz iyi bir adım olabilir.

Civalı (Floresan) Ampuller

cfl ampul floresanBir diğer sorun ise içinde civa bulunan ampulleri nereye atacağımızla ilgili. Evet maalesef evlerimizde yaygın olarak kullanılan kıvrımlı, “enerji tasarruflu” kompakt floresan (CFL) ampullerin içerisinde bilinen en güçlü nörotoksin olan civa ağır metali bulunuyor. Halk sağlığı uzmanı Doç. Dr. Oğuz Özyaral’ın şu uyarısına kulak vermeliyiz:

“Doç. Dr. Özyaral “Tek bir lambadan, tek bir projeksiyondan bir şey olmaz demeyin. Bunların ömrü bitince, çöpe atılır. Çöp konteynerlerinde preslenen bu ürünler kırılır ve içindeki cıva ve cıva buharı açığa çıkar. Buhar soluduğumuz havaya, çöpler yıkandıktan sonra da atıklarla suya karışır. Besin zincirine karışan cıva plaktonlardan balıklara kadar tüm deniz canlılarında birikir. İnsanlar balık yediklerinde, balığın büyüklüğüne göre, biriken bu cıva da insan bünyesine alınır. Cıva güçlü bir nörotoksindir; zarar vermesi için çok fazla cıvaya maruz kalmaya gerek yoktur. Vücutta birikir ve insanı zehirler”

İlk önlem elbette CFL ampulleri evlerimize sokmamak olmalı. Floresan bir ampulün evde kırılması durumunda ortama civa bulaşmasını ve zehirlenmeyi en aza indirgemek için izlenmesi gereken temizlik adımları bu sayfada anlatılıyor. 

Ampuller ve ışığın sağlığımız üzerine etkileri hakkında ayrı bir yazı yazacağım ama şimdiden not düşmek isterim. LED ve halojen ampullerde civa bulunmuyor. Bunların arasında verdiği ışığın frekansı ve elektrik hatları üzerinde yarattığı kirlilik bakımından en sağlıklısı akkor ampuller. Elbette akkor ampullerin enerji tüketimi çok yüksek ancak MIT üniversitesi bilim adamlarının akkor ampulleri LED’lerden daha tasarruflu hâle getirme çalışmaları ümit veriyor. Keşke böyle faydalı işler üzerinde daha çok bilim adamı çalışsa.

Gelelim civalı ampullerin geri dönüşümüne. Belediyeler ve geri dönüşüm firmaları ile konuştuğumda Ankara’da aşağıdaki iki firmanın ampulleri kendi adreslerine geitirilmesi koşuluyla aldıkları bilgisini edindim. Eğer Ankara’da iseniz ve isabetli bir karar alarak evinizdeki civalı/floresan ampulleri tehlikesiz olanlarla değiştirmek isterseniz lütfen söktüğünüz ampulleri aşağıdaki firmalara teslim etmeyi değerlendirin. Hepimizin sağlığı için. Eminim diğer büyük şehirlerde de bu ampulleri alabilecek geri dönüşüm firmaları bulunuyordur.

1) ITC: http://www.itcturkiye.com/tr/iletisim/11895

2) Tekno Geri Dönüşüm: http://www.teknogeridonusum.com.tr/

 

  • Plastik Poşet Kullanmama, Mevcutları Yeniden Değerlendirme

Mevcutları tekrar tekrar değerlendiriyorum ama maalesef henüz hiç kullanmama seviyesine geçemedim. Aldığım küçük şeyler için poşet istemiyorum, çantama atıyorum.

Aslında market, pazar alışverişlerinde kumaş çantaları, fileleri kullanmak en güzeli. Plastik poşet alınıyorsa da hemen ilk kullanımda atmadan, biriktirip tekrar tekrar kullanmak, en sonunda da geri dönüşüme göndermek dünyamız için daha iyi.

Bisfenol-A (BPA)

Bir de kasa fişi meselesi var; ama bu daha az çöp çıkartmakla ilgili değil sağlıkla ilgili. Bu kasa fişlerinin basıldığı kaygan, termal kağıtlar yoğun miktarda Bisfenol A (BPA) maddesi içeriyor. BPA vücutta östrojen hormonu gibi davranarak hormon sistemini bozan, “endokrin sistemi bozucu” (“endocrine disruptor”) bir sentetik bileşik. Kısırlık, erken ergenlik gibi hormonal problemlere yol açtığı gibi kanser, kalp aritmisi gibi ciddi hastalıklara da sebep oluyor.

BPA’ya o kadar çok eşyadan maruz kalıyoruz ki. Aklımıza gelen bütün plastikler (Üzerinde “BPA’sız” yazması yeterli değil çünkü BPA yerine yine benzer zararları olan BPS gibi diğer türevleri kullanılıyor bu eşyalarda), CD’ler, PVC borular, oyuncaklar, diş dolguları, gıda ambalajları, konserve kutuları hep BPA içeren ürünler. Bu kadar BPA yağmuru altındayken en azından kasa fişlerine ellememeye özen gösteriyorum. Aslında bütün gün bu fişlere dokunan kasiyerlerin ellerine eldiven takmaları en doğrusu. Bazen son derece tuhaf karşılanmak pahasına söylediğim kasiyerler oluyor 🙂

 

  • Pet Şişe Kullanmama:

Pet şişelerin yarattığı kirlilik çok büyük. Günlük hayatta suyumuzu pet şişelerden içip hem kendimize hem de çevreye (boş şişeyi geri dönüşüm kutusuna atmadığımız takdirde) zarar veriyoruz. Pet şişeler çok kuvvetli bir BPA kaynağı. Evlere aldığımız damacana sularının da cam olması sağlık açısından çok önemli. Damacanalar eskiyip çizildikçe ve güneşe maruz kalıp ısındıkça suya BPA geçişi çok daha fazla oluyor.

Dışarı çıkarken yanımıza kendi metal, cam şişemizde su almak daha iyi bir yöntem. Evet belki biraz daha fazla ağırlık taşıyoruz çantamızda ama; her şeyi sonsuz pratikleştirme çabalarımız hem sağlıkta hem çevre kirliliğinde bu noktalara gelmemize sebep olmadı mı? Ayrıca suyu cam şişeden içince alınan tat plastikten içince alınan tat ile mukayese edilemez.

 

  • Yıkanabilir Bebek Bezi/Kadın Pedi/Tuvalet Bezi/Bulaşık Bezi Kullanmak

Başlık çok uzadı biliyorum ama bu malzemelerin hepsine zaman içerisinde geçtim ve her adımda, keşke daha önce böyle yapsaydım dedim. Tek kullanımlık ürünlerin çöp yığınlarına katkısı yadsınamaz.

Şimdi hepsini biraz daha açayım.

Yıkanabilir Bebek Bezi:

Oğlum 3-4 aylıkken haberdar olmuştum Yıkanabilir Bebek Bezi (YBB) kavramından. Cilde değen kısım pamuk, bambu gibi kumaşlardan; dış kılıfı ise kimi zaman yün gibi doğal malzemeden, çoğu zaman ise sızıntıyı engellemek adına polyester gibi sentetik kumaştan imâl ediliyor. Dış kısım cilde değmediği için o noktaya çok takılmadım. Ancak pamuktaki yukarıda da anlattığım zirai ilaç meselesinden dolayı, iç kumaşı organik pamuk olan bir ürün tercih ettim.

yıkanabilir bebek beziOğlumda 4 aylıktan 3 yaşına kadar YBB kullandım. Öyle bezler var ki çıt çıtlarıyla ayarlayarak bu kadar geniş bir yaş aralığında kullanabiliyorsunuz. Aynı zamanda tuvalet iletişimi yöntemini de kullandığımızdan (uyanınca, yemek sonraları ve yatmadan önce lazımlığa oturmaktan ibaretti tuvalet iletişimimiz) pek çok defa kakalı bez akıtmaktan kurtulmuştum 🙂 Ancak tamamen kaçış yok elbette. İlgilenenler için Facebook’ta “YBB-YKB/Yıkanabilir Bez/Cloth Diaper Türkiye” adlı çok güzel bir grup var YBB’ler hakkında bilgi ve tecrübe paylaşımı yapan.

Yıkanabilir bebek bezlerinin en önemli 3 avantajı:

  • Daha sağlıklı:

Hazır bezlerde petrol türevi plastikler, dioksin gibi kanserojen ağartıcılar, parfüm, emici jel gibi pek çok sentetik malzeme kullanılıyor. Bebeğin 2-3 yaşlarına kadar 7/24 cildine değen bir üründe astım, alerjiler ile ilişkilendirilen bu kadar çok kimyasal olması hangimizi rahatsız etmez ki? Hele ki yerine kullanılabilecek, bebeğin cildine değen kısımları doğal malzemelerden imâl edilmiş YBB’ler dururken.

Ayrıca erkek bebeklerde uzun süreli hazır bez kullanımının yetişkinlik çağındaki sperm sayısını olumsuz etkilediği ve kısırlığa sebep olabildiği yönünde araştırmalar var (Kaynak).

  • Doğa için daha zararsız:

Hazır bezler, geri dönüşümleri mümkün olmadığından dünya üzerindeki çöp yığınlarını arttıran en önemli malzemelerden. Bir çocuğun bezlendiği süre boyunca ortalama 6000 bez kullanacağını düşünürsek, oluşacak kirli bez yığınlarını gözümüzde canlandırabiliriz. Amerika’da her yıl 27 milyar bez çöpe gidiyormuş. Kesilen ağaçları da unutmamak lazım. Hazır bezler için çok miktarda ağaç kesilerek kağıt üretilmesi gerekiyor.

YBB’lerde böyle bir durum yok. Bebek doğduğunda alınan 18 kadar bez 2-3 yıl boyunca yıkanarak tekrar kullanılıyor. Hatta çoğu zaman ikinci çocuklarda bile kullanımına devam ediliyor. Tabii yıkama işi söz konusu olunca su tüketimi akla gelebilir. Ancak hazır bezlerin üretiminde de su harcanıyor ve doğaya zararlı pek çok kimyasal hazır bez üreticisi firmaların fabrikalarından çevreye bırakılıyor. Ben bezleri 2-3 günde bir doğal deterjanla yıkadığım için çevreye daha az zarar verdiğimi düşünüyorum.

  • Daha ekonomik:

YBB’lerin ilk satın alımında fiyat daha yüksekmiş gibi görünebilir. Ancak hazır bezlerin ortalama kullanımını hesaplarsak YBB’ler aslında daha ucuza geliyor.

 

Yıkanabilir Kadın Pedi:

Oğlumda YBB’ye geçtikten kısa bir süre sonra ülkemizdeki bir YBB üreticisinin organik pamuk kumaştan yıkanabilir kadın pedi ürettiğini gördüm. Denedikten sonra yıllardır o plastik pedlerle nasıl yaşamışım diye düşündüm. Tüm hanımlara tavsiye ederim. Hazır bezlerdeki kimyasalların aynıları hazır pedlerde de mevcut. Çöp yığınlarını da unutmamak lazım tabii.

 

Yıkanabilir Tuvalet Bezi:

Bunu da yıllar önce bir blog’dan okumuştum. YBB ve kadın pedi tecrübemden sonra, bu uygulamaya da geçersem hiç pişman olmayacağımı düşündüm ilk okuduğumda. Öyle de oldu.

Oğlumun bebekliğinde kullandığı organik pamuklu ağız bezlerini yeniden değerlendirme fırsatı buldum bu sayede. Bu bezleri uygun bulduğum ölçülerde kesip uzun zamandır tuvalet bezi olarak kullanmaktayım. O kadar memnunum ki , keşke daha önce yapsaydım diyorum.

Bembeyaz tuvalet kağıtları için ağaçlar kesiliyor. Bembeyaz olması için insan sağlığına son derece zararlı klorla ağartılıyorlar. Klor cildimizden emilip vücudumuza giriyor ve toksin yükümüzü günden güne arttırıyor. Geri dönüşümden üretilen tuvalet kağıtları ülkemizde yok zaten sanıyorum ama bu tuvalet kağıtlarında kanserojen olduğu bilinen BPA ve formaldehid toksinleri de mevcut. Araştırmama rağmen ağartılmamış, ya da klor değil de oksijenle ağartılmış tuvalet kağıdı bulamadım. Bu durumda hem sağlığımız hem de dünya için en iyi çözüm “Yıkanabilir Tuvalet Bezi” sanırım =)

Fotoğraftaki pembe sızdırmaz çantada biriktirip, 2-3 günde bir yıkamaya atıyorum.

 

Yıkanabilir Bulaşık Bezi:

Aklımıza hiç gelmeyebilir belki ama evimizdeki en kirli eşyalardan biri bulaşık süngeri, evimizin en kirli bölgesi ise mutfak lavabosu!

Üzerinde kalan yiyecek parçaları, çok delikli sünger yapısı ve hiç bir zaman tam olarak kurumaması sebepleriyle bulaşık süngerleri mikroplar için ideal yuva hâline geliyor (Kaynak). Benzer şekilde sürekli gıda maddeleri ile temas içinde olup, ıslak kalan lavabolar da mikrop yuvası hâline geliyor. Bazı bilim adamları bulaşık süngeri ve mutfak lavabosunun tuvaletlerden bile daha kirli olduğunu söylüyor ve bir süngerin en fazla bir hafta kullanılmasını öneriyorlar.

Bu kadar kısa sürede süngeri çöpe atmak demek, dünyanın çöp yığınlarına katkıda bulunmak demek.

Bulaşık süngerlerinin mikrodalga fırında ısıtılmasının mikropları öldüreceğini söyleyenler de var. Ancak bizdeyıkanabilir bulaşık bezi elektromanyetik radyasyon sebebiyle mikrodalga fırın bulunmuyor. Kimi uzmanlar mikrodalganın da çare olmayacağını söylüyor. Önerdikleri, yıkanabilir mikrofiber bulaşık bezleri kullanmak.

Bulaşık bezlerine geçişim yeni sayılır. 6 adet aldım. 3-4 günde bir, mutfakta sebze kurutmak için kullandığım müslin bezlerle beraber, mikropların kırıldığı en düşük sıcaklık olan 60 derecede yıkayarak kullanıyorum. Bu şekilde uzun süre boyunca aynı bezleri kullanabilirim umarım.

 

  • Kompost Yapmak:

Mutfaktan çıkan organik atıkları değerlendirmenin en güzel yolu kompost yapmak. Kompost, organik atıkların bakteriler, solucanlar tarafından çürütülerek besleyici humuslu toprağa dönüşmesi demek. Yani topraktan gelenler, yine toprağa dönüyor. Düşünmesi bile insanı mutlu ediyor =) Diyetimizde bol bol bulunan sebzelerin atıkları, kağıtlar, saçlar, yumurta kabukları, çay yaprakları, kahve ve gazete gibi şeyler komposta girebiliyor. Et ve süt ürünlerinin atılması tavsiye edilmiyor parazit ve sinek gibi zararlıların oluşmaması için.

Mutfakta bir kovamız var. Sebze atıklarını ve diğer organik atıkları kovamıza koyup, kova dolduğu zaman bahçedeki daha büyük kompost kutumuza atıyoruz. Üzerine biraz da su dökerek bakterilerin üremesi için ortam hazırlamaya çalışıyoruz. Kağıt ve kartonlar geri dönüşüm ve komposttan hangisine gitsek diye düşünüyorlar ancak genelde kompost kazanıyor 🙂 Çünkü 6 ay ile 1 sene arasında kompost hazır olduğunda bahçede kullanabileceğimiz bedava ve çok besleyici gübre hâline gelecekler.

Komposta yeni başladığımız için kutumuz henüz boş sayılır. Biçilen çimler, dökülen yaprakların da ilavesiyle daha hızlı dolacaktır tahmin ediyorum.

Kompost yapmak için bahçe olması şart değil. Balkonunda ya da evin içinde de kompost yapan pek çok kişi var.

 

  • Daha Az ve Doğal Temizlik Malzemesi Kullanımı

Bana mı öyle geliyor yoksa bizi çok seven deterjan firmaları evin her bölgesi ve her eşyası için ayrı, özel imâl edilmiş farklı deterjan çeşitleri mi üretiyor? Tuvalet için ayrı, banyo için ayrı, duş muslukları için ayrı, mutfak tezgâhı için ayrı, mobilyalar ve halılar için apayrı ürünler var sanıyorum. Marketlerin deterjan ve temizlik reyonlarının yanından, yayılan yoğun sentetik koku ve parfümlere maruz kalmamak için jet hızıyla geçerken, ne kadar çok çeşit olduğunu görüp hayret etmekten kendimi alamıyorum. Bu kadar çok temizleyiciye ihtiyaç var  mı gerçekten?

Kendi kullandığım temizlik maddeleri hakkında ayrıca bir yazım var. Bana arap sabunu, sabun, sodyum karbonat (çamaşır sodası), sodyum bikarbonat (İngiliz karbonatı), sirke ve birkaç çeşit esansiyel yağ yetiyor tüm ev temizliğinde. Hepsi tamamen doğal ve zararsız maddeler. Evde kullanıp kokularını soluyunca; atık sular yoluyla su kaynaklarımıza, toprağa karışınca gıdalarımızı, bizleri zehirlemeyecek maddeler. Uygun formülasyonlarla gayet de güzel temizleniyor her şey.

 

Sizin paylaşmak istediğiniz diğer yöntemler olursa öğrenmeyi çok isterim. Hangi yöntemden başlarsak başlayalım önemli değil. İster yakındaki bir geri dönüşüm kutusunu tespit edip elimize geçen bir kaç parçayı oraya atalım, ister evden çıkarken yanımıza bir şişe/termos su alalım. Hem kendi sağlığımız, hem de çocuklarımıza bırakacağımız dünyanın sağlığı için bir adım atalım yeter ki.

 

 

Leave a Reply

%d blogcu bunu beğendi: